Güneydoğu Asya Gezisi 1- Kamboçya

Selamlar,

Uzun bir süredir beraber olmadığımız için web sayfam kadar ben de içerlemiş olacağım ki, bloğumla aramdaki buzları eritmek için yeni bir şeyler söylemek lazım demek istiyorum 🙂

Aklımın bir köşesinde sürekli bekleyen Güneydoğu Asya gezi deneyimimin bu buzları eritebileceğine hem de ileride benim için güzel bir anı olarak kalacağına kanaat getirmiş olmalıyım ki yazımı bu konuya ayırmak istiyorum.

Efendim, geçtiğimiz yıl, iki arkadaşım ile birlikte bir gezi yapmak için planlar yapıyoruz, bu planları uygulamak için bilet kovalıyoruz. Ben Avrupa’ya gidelim diyen arkadaşlarımdan biraz farklı düşünüyorum çoğu konuda olduğu gibi 🙂 Fikrime hâlâ güvendiğim için sizlere de açıklamam da bir mahzuru yoktur diye düşünüyorum.

Şöyle ki; Avrupa’nın en uzak köşelerinden birinde kalan Portekiz’e bile bir Cuma günü iş çıkışında (denk getirebilirseniz) gidebilirsiniz ve bu 4 saat civarında bir vaktinizi alır bağlayacağım nokta o ki; çok uzağımızda olmadığı için bu Kıtayı bir kaç ay gibi kısa bir süre içerisinde pekâlâ bir plan yapıp gezebilirsiniz. Dolayısıyla henüz gençken enerjimiz ve vaktimiz varken uzaklara çok uzaklara hem Avrupa gibi aşina olduğumuz bir kültürün aksine bize uzak kültürleri keşfetmeye çıkalım diyorum mesela Küba, Peru, Şili mesela Vietnam, Kamboçya, Tayland mesela Kara Kıta Afrika’nın kızıl toprakları! (Burada arka planda Tahir İle Zühre şiiri okunur.)

Heyecan verici değil mi?

Bu planlama zihnimde cereyanlar ederken, Katar Havayollarında ekstra % 30 indirimli bir promosyona denk gelmemle, fikrimi % 30 daha fazla satma fırsatım oluyor ve rotamıza karar veriyoruz. Vietnam, Laos gibi Tayland gibi adı geçen ülkeler içerisinden iki haftamızı Tayland ve Khmer İmparatorluğu olarak bilinen Kamboçya’ya ayırmaya karar veriyoruz.

10 Kasım Cuma günü bir iş çıkışı akşamında Sabiha Gökçen – Doha transit kalkışlı 25 Kasım Cumartesi günü Bangkok – Doha dönüşlü olmak üzere biletler alınıyor, istikamet Bangkok! (Bu aralar çok popüler bir kelimeyi yeri gelmişken kullanmak istiyorum: “burası önemli” bilahare değineceğiz :))

40 litrelik sırt çantasının el verdiği ölçüde aşırıya kaçmayacak bir şekilde çantamı hazırlıyor ve yola koyuluyorum. İki arkadaş Sabiha Gökçen’den diğerimiz ise Ankara’dan kalkacak ve Doha’da bir araya gelip birlikte Bangkok’a doğru yola koyulacak olan uçakla hareket edeceğiz.

Bangkok’a Varış

11 Kasım Cumartesi günü öğleyin iniş yapıyoruz, planımız geceleyin kalkacak olan otobüsle birlikte Kamboçya Siem Reap’a varmak böylelikle hem geceyi otobüste geçirerek zamandan hem de otele ödeyeceğimiz ücretten tasarruf sağlamak. Bu arada otobüsün kalkış noktasına yakın yerleri geziyor ve şehri gözlemliyoruz. Öngözlem: Tıklım tıklım ve alabildiğine trafik.

Dakika 1 Gol 1

Otobüs biletimizi seçerken(normal ve yataklı) rahat uyuyabilelim diye lüks yataklı olanı tercih ediyoruz. Gece 2’ye kadar Khosan Road civarında geziyor, ne yiyebileceğimiz üzerine kafa yoruyoruz. Gece’nin ortasına yanaştıkta bileti aldığımız ofise doğru hareket ediyoruz, böylece birileri bizi otobüsün hareket edeceği alana götürebilecek. Gece 1 gibi bilet bayindeki çalışanlar bizi çok garip gettolardan geçirip yol üstünde bekleyen otobüse ulaştırıyor. Gördüğümüz şey ise tam bir yıkım; çünkü lüks otobüs bileti için ücret ödemiştik; fakat karşımızdaki ise sıradan otobüslerdendi. Bu noktada ne otobüs muavini bizi dinledi, ne de bilet bayindeki çalışan. Biri “ben muavinim onlarla ilgim yok” diyor, ötekisi ise “size bileti ben satmadım, isterseniz ofise gelip yetkiliyle konuşun.” Ne yapabilirsiniz ki 😐 biz de bir çok kişinin yapacağını yaptık.

Bir Miktar Para + Holosko
Evet, pek çok kişinin kısıtlı zamanını tehlikeye atıp tekrar otobüs bayisine gidip para üstünü almayacağını düşünüyorum; nitekim bizde öyle yapıyor ve birazdan kalkacak olan otobüsün daha ilk dakikasında başlayan sorunlar ile birlikte Kamboçya’ya varmadan selam veriyoruz. Otobüsteki çoğu kişi turist… Ekşi Sözlük’te Kamboçya Vizesini araştırırken otobüs ile geçişlerde görevlilerin rüşvet istediğini öğreniyorum ve bizim de aynı metodu uygulacağımız üzerine anlaşıyoruz. (Bkz.Kamboçya Vizesi)

Gece 2’de harekete başlıyor otobüs, her birimiz bir köşe kapıyor, karanlık bozuk yollardan ilerliyoruz, uyuyor uyanıyoruz ve nihayet Kamboçya sınırına varıyoruz. Otobüse muavin geliyor ve pasaportları toplayacağını, belli bir meblağ karşısında vize işlemlerini içerideki tanıdıkları sayesinde kolaylıkla halledeceğini söylüyor (biz de ekşi sözlük’teki arkadaşımızın başına gelenleri anlatıp olayı özetliyor ve ekliyoruz “Bu adamlara para kaptıracağımıza iki adım yürüyüp vizemizi kendimiz alalım ey ahali!”)

Az ötemde oturan Avustralyalı çift de sıcak bakıyor söylediklerimize ve ben çok benimsemiş olacağım ki final zamanlarından kalma olan alışkanlığımı yapıp Benexol’ü suyla birlikte içiyor, otobüsten inip Kamboçya sınırına doğru bildiğim tüm duaları okuyarak ilerliyorum 😀 Elli metre kadar ileri gidip arkamı dönüyorum kimlerin benimle olduğunu görmek için ve…

Hainler!

Arkamdan gelen kimse yok 🙂 Duaları daha hızlı okumaya başlıyorum 🙂
Şaka bir yana arkamda kimseyi görmeyince, güneşin ışıklarının dahi güne yeni yeni selam verdiği bir saatte nasiplerinin peşinde ilerleyen sürülerce motosikletliyi takip ederek Tayland sınırından çıkıp Kamboçya sınırına doğru ilerliyor ve nihayet vize ofisine varıyorum.

Vize ofisindeki memurların verdiği formu doldurup teslim ettikten sonra veznedeki memurlar 40 $ istiyor ve dananın kuyruğu burada kopuyor; çünkü vize ücreti 30 $ olduğu için ben fazladan istedikleri 10 $’lık rüşveti ödemek istemiyorum ve adamlar almakta ısrar ediyor.

İhtiyaç Duyduğun Kudret Damarlarındaki Asil Kanda Mevcut

10 $’ı ödememe noktasındaki ısrarcı tavırlarımı gördüklerinden ötürü beni berilerde bekletip rüşvet verenleri öne alıyorlar, o sırada hem bir iki fotoğraf çekinmek hem de temiz havayı ciğerlerimin en derinlerine çekip rahatlamak için kapıya doğru hareket ederken arkadaşlarımın ve Avustralya’lı çiftin bana doğru gelmekte olduğunu gördükten sonra yüzümde beliren tebessümle vize için bir teşebbüs daha gösteriyorum.

Hangi Çılgın Vize Vermeyecekmiş!
Avustralyalı çift rüşvet için pazarlık yaptıktan sonra 5 $ civarında bir meblağ ödeyip bizden erken ayrılıyor, o esnada arkadaşlar formları doldura duruyorken dışarıdan içeriye elimde telefon ile geldiğimi gören polis memuru video kayıt yaptığımdan şüpheleniyor, galeriyi kontrol ediyor ve bizden kendilerine hayır gelmeyeceğini anlayıp üç arkadaştan para almıyor.

Kamboçya ve Siem Reap

Sanırım bana gezdiğim ülkeler içerisinde bir daha tatile çıkma imkanım olduğunda nereyi tercih edersin diye bir soru yöneltirseniz, şüphesiz buna vereceğim cevap Kamboçya ve Siem Reap olurdu. Bakir arazisi mümbit toprağı ve geniş gök küresiyle -evet istanbul’da gökyüzüne hasretiz- adeta avuçlarını açmış bizi çağırıyordu. Doğa sizce de müthiş bir hediye değil mi?

Siem Reap’ta ilk günümüz çevreyi gezmek ile geçiyor, zaten buraya ayırdığımız vakit iki gün ile sınırlı olduğu için hızlıca plan yapmak durumunda kalıyoruz. Ya tuk tuk denilen arkası oturaklı motorlu getirgeç ve götürgeçler ile 🙂 arkada müşteri olarak kendimizi sürücüye emanet edecek ve onun keyfiyetine göre antik şehirdeki tapınaklara vakit ayıracak yahut motor kiralayıp istediğimiz gibi gezeceğiz. Tabi ki ikinci planı uyguluyoruz. Motorları kiraladıktan sonra Angkor Wat’a giriş biletini alıp, bir sonraki gün daha rahat gidebilmek adına tapınaklara gidiyor ve geri kalan zamanda şehri gezmeye ve yarın sabah rotamızı çevireceğimiz Angkor Wat tapınakları için kurgumuzu planlamaya başlıyoruz.

Ana Tapınak Gölgesine buradan giriş yapılıyor. Bir sonraki sabah sağ üstte gördüğünüz tapınakları ziyaret etmekle başlayacağız.


Khmer İmparatorluğundan bu yana ayakta kalmayı başaran eşsiz tapınaklar bütünü olan Angkor Wat tapınaklarının, ihtişamlı mimarisiyle beni bu kadar büyüleyebileceğini tahmin etmiyordum doğrusu…

Angkor Wat ve Khmer İmparatorluğu

Gün doğumunu yakalayabilmek adına gecenin bile uykuda olduğu bir saatte kahvaltımızı paketletip motosikletlerimizle yola koyuluyoruz, sadece dışarıda olmak zorunda olanların dışarıda olduğu o günde çoğusu bozulmuş olan asfalt caddelerin kenarlarında kurulu tezgah üstlerinde istifli, litrelik kola şişelerinde kaçak benzin satmakta olan tüccarların ve bizim gibi Angkor Wat yolcuları dışında kimsenin olmadığı o günde yüzümüze çarpan rüzgar eşliğinde 12. yüzyıla ilerliyoruz. Khmer İmparatorluğuna!

Tapınak alanlarına geldiğimizde bizden erken gelenlerin oldukça fazla olduğuna şahitlik ediyor ve ana tapınakların arkasından birazdan doğacak ve tapınaklara çarpacak olan güneş huzmelerinin tapınakların önündeki su birikintilerinde oluşturacağı müthiş birlikteliğe şahit olmak için kalabalığı takip ediyoruz.

Ana Tapınak alanında yoğunluktan ötürü bir fotoğraf çekilmiyor ki bir başkası içinde olmasın 🙂

Altımızda motosiklet elimizde tapınak haritası ile irili ufaklı tüm tapınakları bu şekilde ziyaret ediyoruz. Yanımızda bir rehber kiralamamız durumunda gezimizden çok daha fazla keyif alacağımıza inanıyorum. Gitme planlarınız varsa aklınızda bulunsun 🙂

Angkor Wat’ın bu kısmında(sanırım ana tapınak) üst katlara çıkmak için 25-30 dakika kadar sıra bekliyorsunuz.

Çoğu ülkede “dünyanın en uzun x. binası bizde” gibi bir açıklamaya denk gelmişsinizdir sizde. Çoğusu kibrit kutusu gibi biçimsiz duran bu binalar için adeta gelişmişlik seviyesinin göstergesiymiş gibi nispeti yapılan bu reklamlar/konuşmalar’ın Angkor Wat’a gelince anlamını yitirdiğini hissediyorsunuz. Pekçoğu 11-12. yüzyılda yapılan bu tapınaklarda aşağıda göreceğiniz üzere devasa büyüklükteki şekillendirmelerin nasıl bir uygarlık seviyesinin sonucunda oluştuğunu hayretle düşünüyorsunuz.

Kesin ip var :)_ Bayon Tapınaklarından…

Ekonomik Yaşam
Fiyat duyarlılığım olduğundan ve az buçuk makroekonomiyle ilgilendiğimden Siem Reap’ta bir ülkenin bağımsızlığı için ekonominin ve üretimin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha anladım. Sadece bir alışveriş merkezi bulunan Siem Reap’ta, AVM çok çarpıcı bir şekilde oraya ait olmadığını haykırıyor. AVM’nin içerisindeki markete girdiğimde bir çok ürünün dolar ile satıldığını gördüğümde ilkin çok şaşırmıştım. Bağımsız bir ülke olduğunuzu iddia ediyorsunuz; ama karaborsayı geçtim, apaçık bir şekilde avm’de bile dolar ile satış yapılıyor. öyle ahım şahım şeylerden bahsetmiyorum bile. Çikolatalar, bisküviler Snickers vs. hep dolar ile… Burada iki durum gözüme çarptı; çok muhtemelen halkın büyük bir kısmı için bu bahsettiğim yiyecekler birer “lüks” ürünler. Ülkede üretim olmadığından bu ürünler ithal ediliyor ve fiyatları $ cinsinden belirleniyor. O zamanlar(Kasım 17) Bim’de yanılmıyorsam bir snickers’ın(2’li. 80 gr.) fiyatı 1.80 ₺ iken, Siem Reap’taki AVM’de yanlış anımsamıyorsam daha ufak boyutlu olanı 2 $’dan satılıyordu.. 🙁 Alım gücünün ne kadar düşük olduğunu anlatabiliyor bu senaryo.
-*-*-*-*-

Gezi için ne kadar ayırmak gerek?
Genel olarak harcama giderimizi kalem kalem kıyaslayacak isek:
*Motosiklet:
Bir kaç yerden fiyat almıştık, 12-15 $ arasında değişiyordu motosikletin tipine bağlı olarak pazarlık yaparak motosiklet için yanılmıyorsam günlüğüne 10 $ vermiştik.(Pasaportunuzu rehin ederek motosiklet kiralayabiliyorsunuz, yanınızda İstanbulkart gibi fotoğraflı bir kimlik götürmeniz işinizi görebiliyor 😀 )
*Tayland –> Kamboçya ulaşım: Otobüs ile 1200 Baht’tan pazarlık ile 900 Baht’a kırmıştık fiyatı.
*Konaklama: CouchSurfing’ten ilan açmıştık biz, pek dönen olmadı tuk tuk’çular dışında bazı tuk tuk’çular bize kendi tuk tuk’larını kiralamamız halinde konaklayacak yer bile teklif etmişti yer döşeğinde 🙂 Airbnb bayağı işinizi görebiliyor arkadaşlar. Çeşitli fiyat aralığında evler bulabiliyorsunuz. Biz bir villa’da günlüğü (3 yatak) 200 ₺’den yer ayırmıştık.
*Yeme İçme: Helal gıda bulmak çok zorlandığımız bir şeydi, özellikle pazarlarda, çarşıda vs. başından aşağı sarkmış ve gövdesi delinmiş bir şekilde harakiri yapmış tavukları görünce midemiz bayağı kalkıyordu ve yanımızda Simbat marka kuruyemiş götürmekle ne kadar iyi davrandığımızı o zaman daha iyi anladık (Aslında ben anladım, çünkü yiyecek taşımaya gerek yok diyen bendim 🙂 ).. O yüzden genelde deniz ürünlerine yöneldik biz.

Sabırla okuyup, uzun paragrafları aştığınız için teşekkürler 🙂

Comments are closed