Bizi Hatırla | 2018 | Çağan Irmak

Selamlar,

Dücane Bey’in* bayağı hoşuma giden bir paylaşımı vardı Twitter’da, tam olarak hatırlamasam da “Bir şiir kitabı, içerisindeki bir şiir için okunur, bir kitap bir sayfasından dolayı okunur.” minvalinde… Ya film için ne demeli?

Kurşunların ilüzyonlar ile birbirini takip ettiği, aksiyon dolu sahnelerden bir an bile gözümüzü ayıramadığımız sahneler için mi yoksa replikleri için mi izlenir bir film; göze mi hitap etmelidir gönle mi?
Bize güzel filmin tanımını yapabilir misin Abidin?

Bayram enerjisi midir nedir bilemedim; ama yaklaşık 30 saattir gözüme uyku düşmedi, Tivibu’da gezinirken izleme listemde olan bir film ile karşılaştım ki iyi oldu; çünkü Kurban Bayramının üçüncü gününde olduğumuz şu zamanda bu film de bir kurban hakkında:

Bizi Hatırla – Bir Çağan Irmak Filmi

Kaan binbir emek ve zorlukla çalışma hayatında yükselmiş, başarılı bir iş kariyerine sahip olmuştur. Eşi, iki çocuğu ve işiyle ilgilenirken, bir sahil şehrinde yaşayan babası Eşref’i (Altan Erkekli) ise biraz ihmal etmiştir. Ancak günün birinde babasının geçirdiği rahatsızlık, onu babasının yanına gitmeye zorlar, ancak yoğun işlerinden ötürü babasını İstanbul’a, evine getirmeyi tercih eder. Son derece iyi niyetli ve iyi kalpli bir insan olan Eşref Bey, burada yük olduğunu hissedince geri dönmek ister. İçindeki bulundukları güç durum, özellikle Kaan için zor kararlar almayı ve sıkı bir vicdan muhasebesini gerektirecektir.**

Kaan, çalıştığı TV kurumunun sahibinden halihazırda o koltuğun görevini icra eden ve aynı zamanda kendisini yetiştiren kişinin yerine genel müdürlük sözü almıştır yine birkaç hafta sonra ABD’de gerçekleşecek olan bir etkinlikte de şirketi temsilen katılacaktır. Bu güzel haberi aldıktan sonra kaderin cilvesi tahakkuk edecek, az sonra gelecek olan bir telefonla babasının rahatsız olduğunu öğrenecektir.

Babasını İstanbul’a getirdikten sonra doktorun acilen ameliyat olması gerektiğini belirtmesi Kaan’ı derin bir ikilemde bırakacaktır; zira bir yandan kariyer bir yandan özel hayat baskısı hisseden Kaan, babasına fazla vakit ayıramadığından dolayı vicdan azabı çekmekte fakat şartlar da tam olarak bunu gerektirmektedir; yani kalbi duygularını öldüre öldüre ilerlemeyi…

Babasının ameliyat günü Kaan’ın ABD’de bulunması gereken güne denk gelmekte olduğundan bunu babasına açıklamakta epey zorlanacaktır, baba hastaneye yatırılmıştır ve bir sonraki gün ameliyat olacaktır. Hastane bahçesinde baba/oğul sohbet etmektedirler:

Kaan:Ben iyi değilim baba.

Eşref: Ne oldu be? Bu kadar karalar bağlayacak bir şey yok ki, geldik işte buradayız, yarın da Allah Kerim.

Kaan: Nasıl söyleyeceğim bilmiyorum, öyle bir yerdeyim ki şuan baba, sanki böyle incecik bir köprü gibi uçsuz bucaksız incecik bir duvarın tam tepesindeyim, iki yanım uçurum; ama ben doğru bir adım atsam düşeceğim biliyor musun baba? Çünkü köprünün kendi yanlış zaten. Öyle bir köprü yapmışlar ki hep başkalarının hatalarıyla hep insafsızlıkla hep acımasızlıkla dolu. Her yerini her tuğlasını günahla örmüşler sanki. Üzerine durmak için ruhunu şeytana satmak lazım. Başka yolu yok; çünkü insanca bir adım attığında arkadan gelen biri senin zayıflığını görüp seni itiverecek uçuruma, ben her şeyi kazandığımı sanırken, kaybetmişim baba.

Eşref: Delirdin mi oğlum, neyi kaybettin? Baksan ya ailen, karın çocuklar, işin her şey tamam. İftihar ediyorum ben seninle.

Kaan: İşte ben de bunu söylüyorum ya, bu kadar bedel ödemek zorunda mıyız baba? Artık duramıyorum bir an olsun duramıyorum. Çocuklar hep en iyi okula gitmek zorundalar, çok iyi bir evimiz olmalı, hiç bir eksiğimiz olmamalı. Her davette, her gecede başka bir takım elbise giymek zorundayım. İnsanlar bizden bunu istiyorlar ve biz bunlar için başka şeylerden vazgeçiyoruz. Ben hep koşmak zorundayım hep daha çok koşmak zorundayım. Çünkü bir an olsun durursam arkamdan gelen beni iticek diye korkuyorum. Biliyor musun şimdiki genel yayın yönetmenimiz haftaya kovulacak çünkü yerine ben geçeceğim ve adamın bundan haberi bile yok ve ben her sabah bu adama gülümseyerek günaydım diyorum. Bu nasıl bir sahtekarlık baba?

ve Kaan ABD’ye doğru uçarken baba ise aynı saatlerde gizlice hastaneyi terkederek Foça’ya memleketine doğru yola koyulur.

Foça’ya dönecektir; çünkü istanbul’da kalıp oğluna ve gelinine yük olmak istememektedir.
Foça’ya dönmesi gerekmektedir; çünkü bir tuvalet dikme sözü vardır, ölümün ne zaman geleceği belli değildir bir an önce dikmelidir.
Ameliyat olmayacaktır; çünkü ameliyat masasında kalması durumunda oğlu ömür boyu bu vicdan azabıyla yaşayacaktır.

Eşref Bey kendisini adamıştır, oğluna, gelinine torunlarına ve hatta oğlunun hizmetçisine dahi…

ve bu film bir adanmışlık üzerinedir.

*Cündioğlu,
**filmin kısa tanımı sinemalar.com üzerinden alınmıştır.

Bayramınız kutlu olsun..

Comments are closed