Kitap: İlber Ortaylı – Bir Ömür Nasıl Yaşanır?

Eskiye dönmek istersen ne zamana gitmek isterdin sorusuna, sanırım dedem ile daha çok vakit geçirmek istediğim çocukluk günlerime gitmek isterdim diye cevap verirdim, başımı dizine yaslamış uzandığım zamanlara, maaşını almanın akabininde bakkala olan veresiyeyi ödedikten sonra kalan bozuklukları cebime iliştirip babaanneme söylemememi tembih ettiği 🙂 ama en önemlisi sanırım hikayeler anlattığı vakitleri görmek isterdim, ellerinin kırışıklıklarına ve ağaran saçlarına yoldaşlık etmiş tecrübelerini, deneyimlerini ve tekrar genç olsa hayatta neleri farklı yapacağına dair hikayeler anlattığı vakitlere… Merhum Ali Fuat Başgil Hoca’nın Gençlerle Başbaşa kitabında dediği gibi “Gün Olur Asra Bedel!”

Haftasonunu geçirmek için yola koyulduğum Erikli’de okumak üzere İlber Hoca’nın söyleşi türünde olan son kitabı “Bir Ömür Nasıl Yaşanır? Hayatta Doğru Seçimler İçin Öneriler” kitabını çantaya eklemeyi ihmal etmedim, kuşkusuz sadece deniz kum güneş üçgeniyle üç gün kolay geçmeyecek gibiydi. Nitekim, Pazar günü dönüş yolunda nasıl isabetli bir karar vermiş olduğumu farkedecektim:

Bir Ömür Nasıl Yaşanır? Hayatta Doğru Seçimler İçin Öneriler

Kitaba dönecek olursak, bir kere kitap söyleşi türünde olduğu için bir çırpıda okutturuyor kendini üstelik yukarıda dedem örneğinde andığım üzere koca bir “Çınar”ın kendi hayat hikayesinden çıkardığı sonuçları paylaştığı için de gayet keyifli bir süre geçiriyorsunuz. Hele ki bu anlatan İlber hoca gibi ülkemizin nadide akademisyen ve entellektüellerdense…

Kitap 8 bölümden oluşmakta; sırasıyla

  • Bir Ömür Nasıl Yaşanır
  • Kimden, Ne Öğrenilir
  • İnsan Kendi Kendini Nasıl Yetiştirir
  • Nasıl Çalışmak Gerekir
  • Nasıl Seyahat Edilir, Nereleri Görmek Gerekir
  • Eğitimde Hangi Tercihleri Yapmak Gerekir
  • Ne İzlemeli? Ne Dinlemel? Ne Okumalı?
  • İnsan Yaşadığı Şehirden Nasıl Yararlanır?
  • şeklinde devam ediyor. Sırasıyla altını çizmiş olduğum bazı satırları da paylaşmak isterim:

    “Dünyada illâ görmek, görmeden ölmemek gereken şehirler size göre hangileri?” sorusuna İlber Hoca:

    …Evvela Semerkand ve Buhara’yı sayarım. Kudüs böyledir; sonra Roma, Floransa…Kahire’nin keyfi bitmez. Şam… İnşallah kalmıştır o Şam! İsfahan’ın bu şehirler arasında özel bir yeri vardır. Londra da bu listenin içindedir, asrın başkentidir.

    Okumuş insanın görmesi gereken beş şehir; Petra, Antakya, Palmira, Efes, ve İskenderiye… İstanbul bile bu şehirlerden sonra ortaya çıkmıştır.

    Şehrini koruma noktasına dönelim. Az önce Isfahan’dan bahsettik. İyi bir örnektir; orada gökdelen yapıyorlardı, ahali bir ayaklandı, inşaatı yarıda kesip yaptıklarını yıktılar. Çünkü bu yeni yapılar şehrin profilini bozuyordu. Gerçi Isfahan’da değil eski binaların, tepelerin bile profilini koruyorlar.

    Bir millet iktisadi krizle düşmez, hukuki ve kültürel yapıdaki derbederlikle düşer.

    Eğitimde iyi bir eğitim için, iyi bir öğretmenin şart olduğunu bunu nasıl sağlayacağımız konusunda

    Seçkinci, elit bir eğitim vererek sağlayacağız. Elitlik, işini iyi yapan insanların toplumda dikeyine sınıflandırılmasıdır. Elit sistem demek irsî aristokratlık, soyluluk değildir; paranın elitizmi değildir. aklın, yeteneğin elitizmidir. Aklın elitizmi de illâ ki matematik, fizik dâhisini çıkaracak bir elitizm değildir; el emeği uzmanlarının da eliti vardır; yani parmakların ve ellerin de eliti bulunur. Söz gelimi, Türkiye’de benim tanıdığım en elit insanlardan biri döşemeciler loncasının eski başkanlarından Hüsnü Dİker Usta’ydı. Ben onu derse davet ederdim, ölene kadar da ettim. Hüsnü Diker tam bir lonca ustasıydı. Anlatırdı; kalfa olmak için üç sene bozmuş dikmiş, bozmuş dikmiş, bir koltuğa döşeme yapmış. Yani bir nevi doçentlik tezi hazırlamış. Bütün ustalar toplanmış, koltuğa bakıyor “Aa bu iyi,” diyorlar; “Peştemal kuşatacağız,” diyorlar. Demek ki akademideki gibi cübbe giydiriyorlar. Hüsnü usta da herkesin elini öpüyor… O, Şimdikilerin yaptığına döşeme denmez. Bunlar semerdir., büyükannem de yapar,” derdi. …Bugün o zanaatle uğraşırsanız, Hüsnü Usta dikişi diye bir dikiş olduğunu görürsünüz. Adam hususi bir dikiş geliştirmiş; yani ordinaryüslüğe ulaşmış, metot bırakmış…

    Eğitimden sinemaya, müzikten edebiyata dek uzanan bir harmoni içerisinde İlber Hoca’nın tavsiyelerine kulak kesiliyorsunuz kitap boyunca… Aydınlandığınızı hissediyorsunuz veya tam tersi 🙂 Müzik konusunda önerdiği ve daha önce ismini hiç duymadığım tahmini 13. yüzyılda yaşamış saray müzisyeni Abdulkadir Meragi’yi araştırdığımda keşfettiğim ve oldukça hoşuma giden bir eserini aşağıda bulabilirsiniz: Rast Nakış Beste

    Comments are closed