Singularity is Near 2 | Ray Kurzweil

 

 

 

 

 

Merhabalar,
Serinin ikinci bölümünde daha çok insan – robot ortaklığı üzerinde duracağız. Yazının ilkini okumak için tıklayın: Singularity is Near 1 ABD’de bu kitabın yayınlandığı yılda (2005) her gün onlarca kişi donör organ bulunamadığından dolayı hayatını kaybetmekteydi. Çok değil yakın gelecekte başkalarından organ transferine ihtiyacımız kalmayacak. Geçtiğimiz günlerde Science Daily’de karşılaştığım bir makale de Kurzweil’in öngörülerine ne kadar yaklaştığımızı gösteriyor. Beyin felci geçiren bir fareye insan deri hücrelerinden dönüştürülen sinir hücreleri enjekte ediliyor ve sonucu tahmin edin?

Singularity is Near – Tekillik Yakında

Başarılı! Hatta şimdiye kadar yapılan diğer çalışmalardan farklı olarak ilk defa beyne enjekte edilen hücrelerin, enjekte edilmeyen taraftaki loba da geçip bağlantılar kurduğu gözlemlenmiş. Bkz:Repairing stroke-damaged rat brains

Nasıl?
Yukarıdaki haberi okuduğunuzda göreceğiniz gibi artık bir hücre çeşidini başka bir hücreye çevirebiliyoruz. Bu bizlere güzel bir müjdenin de habercisi oluyor, böylelikle yapay organ nakline bir adım daha yaklaşıyoruz. (Halihazırda yapay organ mühendisliği sayesinde yapay organ üretebiliyoruz, çeşitli hayvan deneklerinde başarılı bir şekilde nakillerde yapıldı:Bkz: Artificial Tissues For Transplant )

Geleneksel organ nakli esnasında ciddi kusurlar meydana gelebilmekte, en önemlisi ise organ bağışı yapacak kişinin dokusunun ile organ nakli yapılacak kişi arasında meydana gelen doku uyuşmazlığıdır. Uyuşmazlık esnasında vücuttaki antikorlar yeni dokuyu “düşman” olarak algıladığından vücut organı kabul etmemektedir. Bu durumla karşılaşmamak için hastanın bağışıklık sistemi -hastaya da zarar gelmeyecek şekilde baskı altında tutulur yani zayıflatılır böylelikle vücut olası diğer hastalıklara karşı savunmasız kalır. (Böbrek nakli olanların belli bir süre misafir kabul etmemelerinin sebebi budur, belki de sebeplerinden biri.)

Peki deney ortamında ürettiğimiz bu hücreleri sadece zayıf düştüğümüzde mi kullanacağız?

Hayır, bir hastalık ile karşılaşmadan önce de bu organları kullanabileceğiz. Yani yapay ortamda ürettiğimiz “genç hücreleri” kana enjekte ederek ilgili organa ulaştırarak “yaşlı hücreler”‘in yerini almasını sağlayacağız. Böylelikle yüzümüzde meydana gelen çökme/kırışıklıklar için ameliyata ihtiyaç duymadan gençleşmiş olacağız.

Dikkat ettiyseniz şimdiye kadar hep klasik/old-school insan bünyesinden bahsettik ya ötesi…

Biyonik İnsan Olmaya Hazır Olun!

Kalp Pilleri. İşitme Cihazları. Koklear İmplantlar. (İşitme cihazları hafif hasarlı vakalarda kullanılır, temel vazifesi gelen sesi yakalamak, ses yüksekliğini artırmak ve kulağa iletmektir, kulaktaki hasar çok ciddiyse işitme cihazları fayda sağlamayacaktır; koklear implantlar ise sesi algılar, elektronik bir sinyale çevirir ve doğrudan ilgili sinire yönlendirir böylelikle kulak bypass edilmiş olunur.)

Aslında uzun bir zamandır, vücumuza bir takım medikal cihazlar ile takviyeler yapmaktayız. Fakat birkaç on yıl sonra bu durumu çok daha ileriye taşıyabileceğiz. 2030’lu yıllarda vücudumuzun büyük bir kısmı canlı dokudan daha güçlü/gelişmiş bir şekilde makineleşmiş olacak. Örneğin, respirosit olarak adlandırılan nanobotlar sayesinde (suni alyuvar hücreleri, temel görevleri oksijen taşımaktır.) tek bir nefesle 15 dakika koşmak mümkün olacak. Benzer şekilde sindirim sistemine ve böbreklere de olan ihtiyacımızı azaltabileceğiz, yine nanotbotlar aracılığıyla gerekli besinleri direkt olarak ilgili alana ulaştırabileceğiz. 2030’un ötesine vardığımızda artık Vücut 3.0 olarak adlandırılan yeni yapıyı konuşabiliriz.

“Dilimin Ucunda” Sendromunu Unutun!

2003 yılında Alman yarı iletken üreticisi İnfeon şirketi ve Max Planc Enstitüsü işbirliğiyle üretilen bir nöro-çip sinir hücreleriyle başarılı bir şekilde iletişim kurdu. Çipler 16.000’e yakın sensör desteğiyle birkaç hücrenin aktivitelerini gözlemleyebilir. Bu tarz çipler kullanılarak, bilim insanları sinir dokularının elektrik uyarılarına nasıl cevap verdiğini gözlemleyebilir, böylece gelecek için olası nöron – bilgisayar etkileşimlerinin daha fazlazını keşfedebilir.

Nöroçip implantların beyinle etkileşimini bir kere sağladık mı insan zekasıyla AI arasındaki farkı anlamak imkansıza yakın olacak. Bu tür çipler ile birlikte bizler son derece zeki bir hâle dönüşeceğiz. Öncelikle hafıza çiplerini kullanarak uzun dönem hatıralarımızın sayısını artıracağız, bu da artık daha fazla “dilimin ucunda” sendromuna yakalanmayacağımızı gösteriyor.

Şimdiye kadar hiç deneyimlemediğimiz bir şekilde hesaplama yapabilecek ve veriyi işleyebileceğiz. 2030’ların sonuna doğru beynimiz nanobotlar aracılığıyla internete bağlanabilecek ve herhangi bir veriyi indirebilecek.

Evet, Matrix filmindeki Neo karakterinin çipler aracılığıyla kung fu öğrendiği gibi beynimize veri indirebileceğiz.

2045’li yıllarda dünya inanılmayacak bir şekilde değişecek, Singularity(Tekillik, yazar 2045 yılında robotların toplam zekasının insan ırkının toplam zekasını geçeceğini tahminliyor ve bu noktaya da Singularity/Tekillik diyor.) ulaşmış olacak ve dünya bir şekilde bunu deneyimliyor olacak. Bu andan itibaren de işler cidden garipleşecek. Singularity radikal bir geçiş olacak ve şimdiye kadar hayal ettiğimizin ötesine ulaşacak.

Sadece 1000 $’lık bir bütçeyle satın alacağımız bir bilgisayar tüm insanlık zekasının tamamından milyarlarca kez daha zeki olacak. Makineler öyle bir şekilde iletişim kurmaya başlayacak ki bunu kavrayamayacağız bile. Devrim niteliğindeki gelişmeleri sadece birkaç günlük süre içerisinde yapabilecekler.

Nanobotlar düzeni bozabilir!

Kanımızın içerisinde belki de milyarlarca nanobotun dolaştığını düşünün. Garip geliyor değil mi?
Fakat tek gariplik bununla kalmayacak, daha dinç bir vücut için nanobotlara ihtiyaç duyacağız ve çeşitli görevleri yerine getirmeleri için bunları programlayacağız. Kanımızda bulunan nanobotların sayısının azalması hayati tehlikelere yol açabilir dolayısıyla nanotbotların kendini çoğaltabilmesi lazım olacak, bu tür bir senaryoda ise bir “virüs” sebebiyle bozulmaları halinde ciddi sonuçlar doğurabilirler. En kötü senaryo ise böyle bir bozulma neticesinde kanser hücreleri gibi kontrolsüz olarak çoğalmaları olabilir.

Nanotbotlar karbon atomlarından meydana gelir ve çoğalmak için karbona ihtiyaç duyarlar. Ancak eğer nanobotlar kontrolsüz bir şekilde çoğalırlarsa yeryüzünü de komple yıkıma uğratabilirler. Tümden yıkım -yani yeryüzündeki tüm canlıların yıkımı için bu sadece 130 defa kopyalama anlamına geliyor ki bu da üç saat ile birkaç gün arası zaman alacak kadar hızlı olabilir.

Bir sonraki yazımızda görüşmek üzere,
Sağlıkla kalın!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*