Ötekilerin Türküsü: Ben, Daniel Blake | 2016 | Ken Loach

Cannes Film Festivalinden Altın Palmiye ödülüyle dönen filmin yönetmenliğini Ken Loach üstleniyor, senaryo ise Paul Laverty’e ait. Ken Loach’un izlediğim ikinci filmi diğer filmde de yine kameraları ötekiler üzerine kurulmuştu. (Bkz. Özgürlük Rüzgarı, 2006) Daniel Blake de aynı şekilde haber alamadıklarımız veya göremediklerimiz üzerine kurulu. Reyting sıralamasında fırsat olması durumunda gösterilen akşam haberlerinde bir haber miktarı üzüldüğümüz kadar önemli olan insanların yani ötekilerin üzerine kurulu. Bu yüzden başlığa filmin zihnimdeki imajı olan “Ötekilerin Türküsü” adını verdim.

 

Daniel Blake, altmışına merdiven dayamış aktif bir şekilde çalışan bir marangozdur. Geçirdiği kalp krizi sonrası doktoru artık çalışmaması gerektiğini söyler ve serüvenimiz de böylelikle başlar. İşsizlik Fonuna başvuru yapması gerekmektedir ve kahramanımızın mücadelesi gerçekten yorucudur. Çünkü Güneşin üzerinde batmadığı ülke, İngiltere’de bu işi yapan kurum da özelleştirilmiştir böylelikle kurum artık tüm hesaplamalarını artılar ve eksiler üzerine yapmaktadır.

Doktorun çalışmamalısın uyarısı üzerine başvuru yapmaya koyulan Blake’e, özelleştirilmiş Sosyal Güvenlik Kurumunda çalışan “Sağlık Uzmanı”  bir anket yapar ve bu ankete göre Blake, çalışabilir durumda çıkar. Başvurusu esnasında tanışacağı kader ortağı olan Katie ise iki çocuğuyla New Castle’a henüz taşınmıştır, şehre aşina olmadığından ötürü başvuruya birkaç dakika geç kalmıştır; ama bu birkaç dakika pahalıya patlayacaktır; çünkü sırası geçmiştir ve bir daha randevu alması gerekmektedir.

Katie ve Blake’in ilk tanışması da yukarıdaki “sıra” olayıyla başlıyor. Bazı sahnalerde Loach, özellikle rahatsız olmamızı istiyor. Örneğin randevu sırası bir türlü gelmeyen Katie beş parasızdır ve hayırseverlerin bağışladığı gıda yardımı alacaktır. Blake ile birlikte vakfa doğru giderler; fakat  birkaç gündür açtır. Vakıfta reyonlar arasında ihtiyaç duyduğu konserveleri poşete eklerken artık dayanamaz ve sırtını çevirip bir köşede konserveyi eline boşaltıp yemeğe başlar.

Keza, işsizlik başvurusu için bir kez daha şansını denemek isteyen Blake’e SGK görevlisi CV hazırlama  atölyesine başvurup iş araması gerektiğini aksi takdirde işsizlik fonundan yararlanamayacağını belirtmektedir. Bunun üzerine Blake bir atölyeye katıldıktan sonra çeşitli yerlere iş başvurusunda bulunup tekrar SGK’a gelmiştir. Görevlinin bu süreç sonunda verdiği cevap manidardır:

Başvurduğunuz yerleri kanıtlayacak nitelikte bir makbuz aldınız mı?

Memurun vicdanını sisteme teslim etmesi kendisini robotlaştırmıştır.(Aynı tema Sinan Çetin’in Kağıt filminde de soru şeklinde kendini belirtiyor, ülkede zeytin yemek yasaklansa ne olur?)

İnsan olmanın temelinde yatan vicdan emaresi ortadan silinince de memurlardan bu anlamda ruh barındıran bir jest mimik emaresini geçtim bir gülümseme dahi görememekteyiz. Karşımıza alabildiğine ruhsuz, sadece prosedürleri uygulama vazifesini yerine getiren bir kalabalık çıkmaktadır.

Süreç artık Daniel Blake’i gerçek anlamda yormuştur, parasızlıktan evdeki hatıraları satmaya başlamıştır. Prosedürler silsilesinin artık yıldırmak üzerine kurulu olduğunu anladığında ise protesto hakkını kullanacak ve SGK binasının duvarlarına o ünlü sahne sözleri yazacaktır.

Ben Daniel Blake. Açlıktan ölmeden önce başvuru tarihimi karşılayın ve IVR’daki müziği değiştirin.

Nihayet başvuru tarihi geldiğinde savunmada okumak üzere bir yazı hazırlamıştır ve film bu yazıyla son bulmaktadır.

Ben, bir müşteri, bir alıcı veya hizmet kullanıcı değilim.

Ben bir kaytarıcı, bir beleşçi, bir dilenci ya da bir hırsız değilim.

Ben bir Sosyal Güvenlik Numarası ya da ekranda yanıp sönen bir iz değilim.

Faturalarımı, vergilerimi zamanında kuruşuna dek ödedim, bununla da gurur duyuyorum.

Kimseye boğun eğmem, ama elimden gelirse komşumun gözünün içine bakar ve ona yardım ederim.

Sadaka istemiyorum ve kabul de etmiyorum.

Adım Daniel Blake. Ben bir insanım, köpek değilim.

Bu sıfatla haklarımı talep ediyorum.

Bana saygı duyarak yaklaşmanızı talep ediyorum.

Ben, Daniel Blake, bir vatandaşım.

Ne bir eksik, ne bir fazla.

 

Filmden çok şey çıkarılabilir. Özelleştirmelerin belli bir noktadan sonra zarar vermeye başladığından tutun da, Gini katsayılarına girip gelir dağılımının adaletsizliğinden bahsedebiliriz. Ekonominin yeterince iyi dönmediğini, filmdeki Ivan örneğinde kendini gösterecek akbabaların, insanların sendeleme anını dört gözle beklediğini vesaire birçok şeyden konuşabiliriz; ama bunların hepsi belli bir noktadan sonra beyhude kalacaktır. Bir soruyu sormadıkça:

Ben ne yaptım?

Ben neler yapabilirim?

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere,

Hoşçakalın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*